7.6.13
Stockholm IFHOHYP AGM
AGM - Stockholm (Perşembe)
İlk gün AGM, 15:30'a kadar planlanmış, bir kaç workshop var ve bunlar bitince Stockholm'a dolaşmaya gideceğiz. Sabah nasıl uyuduğumu soranlara, gürültüden uyuyamadım dedim, herkes espri yaptım zannetti! Ece'de horladığımı iddia ediyor! Aslında duyuyor mu ne.
Öncelikle IFHOHYP hakkında detaylara yer verdiler. Bu federasyon dünya çapındaki işitme engelli derneklerini bünyesinde toplamayı amaç edinmiş ve bu derneklerden aldığı güç ile Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği gibi kuruluşlarda işitme engellileri temsil etmeye, bizim haklarımızı savunmaya, ve toplumdaki işitme engellilerle ilgili olan farkındalığı arttırmaya çalışıyorlar. Bunun için kendi içlerinde bazı komiteler oluşturuyorlar. Her komitenin farklı görevi var. Kimi haber ve iletişim yolları için araştırmalar yapıp, yeni etkinlikleri yeni gelişmeleri üyelere duyuruyor. Kimi federasyona daha fazla derneği katmaya çalışıyor.
IFHOHYP, en çok derneğe Avrupa'da sahip olduğu için Avrupa Birliği'nden bir miktar parasal destek alıyor. Ama bence bu destek zayıf, yine de bu zayıf desteğe rağmen pek çok iş yapmaya çalışıyorlar. Bu konuda nasıl destek aldıklarından ve bunu nasıl arttırabileceklerinden bahsettiler. Daha fazla üye, daha fazla aidat toplamak federasyonu güçlendirebilecek adımlardan biri.
Ayrıca önümüzdeki 5 sene için olan stratejik planlarını açıkladılar. Bunların hepsini çeşitli dokümanlarda bizlerle paylaştılar. Ayrıca grup çalışması yapılarak, herkes komitelerin nasıl güçlendirilebileceği hakkında fikirlerini yazıp, sundu.
Tüm sunumlar ve workshop'lar bittikten sonra sıra Stockholm'u gezmeye gelmişti. 4 ana grup oluşturuldu ve her grubun başına İsveçli bir görevli koydular. Ayrıca yemek için yemekhane gidip plastik kaplarda hazırlanmış tavuklu makarnalarımızı ve meyva sularımızı çantalarımıza koyduk. Ben ile Ece'ye Masha'nın liderlik ettiği grup duştu. Masha İran asıllı bir İsveçli. Kendisinin biraz Türkçesi olduğunu da bugün öğrenmiş olduk. Konuştuğu Türkçe aslında Azericeye daha çok benziyordu ama anlaşılır bir şekilde basit konuşabiliyordu. Sonunda bizim Stockholm'a vardığımızda bizim grupla Jonathan'ın grubunu birleştirelim dediler, itiraz eden olmadığı için iki grup hep beraber Stockholm'u dolaşmaya başladık.
Havanın çok soğuk olması bizi oldukça zorladı. Stockholm'da hoş bir şehre benziyordu. Başkent olduğu için doğal olarak daha büyük ve daha kalabalık. Bisiklet kullanımı da var ama diğer İskandinav ülkeleri kadar yoğun değildi. Nehir ve kıyısındaki manzaralar çok güzeldi. 2 saat civarı bir yürüyüş sonrası soğuk bizi bezdirmişti, kapalı bir yere girip yemek yemek istedik. Ama gruptaki diğer insanlar, biraz daha devam etmek istiyordu. Bizde Ece, Beatriz ve Sheila ile gruptan ayrıldık ve bir alışveriş merkezinde yemeğimizi yemek istedik. Fakat ilk denememizde yanımıza bir evsiz yaklaştı ve adamın önünde yemek istemediğimiz için bir üst kata çıkıp, bir restaurant'ın masalarına oturduk. Bu seferde herhalde restaurant'ın görevlisi olduğunu tahmin ettiğimiz bir kadın gelip bizi kaldırdı, bir türlü yemek yiyememiş olmak, beni ve Ece'yi oldukça sinirlendirdi. Ben yemiyorum bu yemeği deyip, çöpe yolladım! Masha'ya buluşmak için mesaj attık ama ondan da bir süre ses çıkmadı. Bizde biraz daha dolaşıp belki bir şeyler atıştırmak ve içmek umuduyla Stockholm'u biraz daha dolaşalım dedik.
Önce bir kafede çay içip, sandviç yedik. Biraz ısınmış olduğumuz için tekrar dışarı çıkıp biraz turladıktan sonra, bir İtalyan restaurant'ına oturup, şarap ve kahve içtik. Burada Ece ile bizim İspanyol kızlar bol bol erkek kadın ilişkileri üzerine konuştular. Özellikle işitme engelli biri duyan biriyle mi çıkmalı, yoksa işitme engelli biriyle mi konusu üzerinde baya tartıştık. :-)
Sonunda, vakit 22'yi geçmişti. Kapı kitleme mevzusu yüzünden artık dönelim dedik. Metrodan indikten sonra otobüs saatine henüz yarım saat olduğu için ve hostel'e olan buz tutmuş yolu yürümek istemediğimiz için bir taksiye atladık. Taksi bizi bıraktığında, saat 23 olmuştu. Bazı insanlar, daha uzun kalıp takıldığımızı bilseler, bizimle geleceklerini söylediler. İçeride ilk geceki gibi herkes grup grup toplanmış kimi sohbet ediyor, kimi bilgisayarı ile bir şeyler yapıyordu.
Ben biraz oturup, insanlarla sohbet ettikten sonra yattım. Sabah bu garip hostel'de duş almak niyetindeyim. Ama işim zor olacak, zira duşlarda perde olmadığı gibi, yerlerin ıslanmasıyla her yer çamura dönebiliyor.
AGM - Stockholm (Cuma)
Duşumu alabildim, ama yerleri silmek zorunda kaldım... Bugün programa göre ilk iş Helene'nin hayat hikayesini dinlemek. Ece çok hoşlanmadı ama ben Helene'i sevdim (erkek olsaydı, tersi mi olurdu acaba?). Hayat hikayesi de oldukça ilginç ve güzel bir bilgiler içeriyordu. Sadece biraz daha kısa tutabilirdi. Helene ve ailesi uzun süre işitme engeli olduğunu farketmemişler. Halbuki bir kulağı doğuştan sağırmış. Sonra doktora gittiklerinde, bir kulağının sağır olduğunu ama bunun hiç problem olmadığını çünkü diğer kulağının sağlam olduğunu belirtmişler. Artık bu konudaki görüşler değişmiş durumda, bir kulağın sağlam olması seni duyanlar kategorisine sokmadığı gibi, sağır olan kulak içinde bir şeyler yapılmaya çalışılıyor artık.
Sonra 19 yaşında tek duyan kulağını da nedeni bilenmeden bir gün içinde kaybedince, Koklear Implant uygulanması karar veriliyor. Koklear Implant uygulamasından sonra işler normale dönüyor ama bir süre sonra bu kulağından da Koklear Implant'a rağmen verim alamamaya başlıyor. Doğuştan sağır olan kulağına da Koklear Implant uygulanıyor, onda da sadece bir miktar ses alabiliyor. Sonuç olarak işitme yetisini tamamen kaybettiği bir duruma düşüyor ve işaret dili öğrenmeye başlıyor.
Bu sunumdan sonra Helene ile arkadaşı Anna'nın yaptığı sunuma geçtiler. Bu sunumda ise daha ziyade, İsveç'teki işitme engelliler durumu, onların eğitimi, yaşadıkları ortam, sosyal hayattaki durumları gibi konular üzerinde durdular. Bu sunumda iyi olmakla birlikte uzun olduğu için, sonlara doğru dikkatimiz dağılmaya başladı. Söyledikleri şeylerden en kaydadeğer olanlardan biri, işaret dili ve konuşma eğitiminin beraber verilebileceği, bunun çocuğun konuşmasını veya işaret dilini kullanmasını engellemeyeceğini belirtmeleriydi.
Son olarak, yine bir işitme engelli olan Maria Midböe'nin sunumuna geçtiler. Maria, psikolog olarak mezun olmuş ve Anna ile Helene'in sunumunda belirttiği, çift dilli olma (hem konuşmayı, hem işaret dilini kullanma) ve işitme engellilerin sosyal yaşamdaki sıkıntıları üzerinde durdu. İşitme engellilerin toplumda nasıl entegre olabilecekleri, nasıl kendilerini iyi hissedip, daha etkin olabilecekleri üzerinde bazı yorumlar yaptı. Bize de, en çok hangi ortamlarda rahat olduğumuzu, en çok hangi ortamlarda sıkıntı yaşadığımızı sordu.
Sunumlar bittikten sonra, akşam Stockholm'a gitme niyetimiz vardı ama havanın soğukluğu ve sunumların bittiği zaman saatin 19'u geçmiş olması nedeniyle vazgeçtik. Sauna etkinliğine gitmek isteyen de çoktu. Birer saat arayla, kızlar ve erkekler, hostel'e yürüme mesafesindeki saunaya gidip geldiler. Sauna aslında bir Fin icadı ama tüm İskandinav ülkelerinde yaygın ve sevilen bir şey.
Devamı yakında...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder